
Cathy Opie'nin 1993 tarihli çalışmalarından biriyle, sırtını objektife dönmüş çıplak bir bedenle karşı karşıyayım. Fon üzerindeki hatları fazlasıyla belirgin olsa da, cinsiyetini bir bakışta ele vermeyen bir beden bu. Bedeni kuşatan muğlaklık "olağan" bakışımın "olağan" şiddetini harekete geçiriyor: Cinsiyet saptaması yapabileceğim bir organla karşılaşmak, o da olmazsa bu organlardan birine ya da diğerine sahip olmanın doğal sonucu olduğunu düşündüğüm bir jesti tespit edebilmek için parçalamaya girişiyorum onu.
O ise bana sırtını dönmüş, konuşmamakta kararlı. Direniyor. Ben de öyle. Verebileceğim tüm anlamlara kavuşsun, "tamlık" kazansın istiyorum.
Ketumluğunu koruyor. Sadece, belli ki kendi mürekkebiyle -kendi kanıyla- ve kendi şiddetiyle sırtına nakşedilmiş resmi sürüyor önüme. Onu görmemi istiyor.
Bakışım üstünde dolaşıyor yeniden: Güneş, bulut, kuşlar, bir ev, iki insan. Hayli bildik bir resim aslında, kalemin kağıt üzerindeki hareketini kontrol altına almayı başardığımda çizdiğim ilk resimlerin bir benzeri. Tek farkla... Ben resmimi iki değil, üç insan -bir anne, bir baba ve bir çocuk-çizerek tamamlardım. Burada, el ele tutuşmuş iki kadın figürü ile, "bildik" olmaktan uzaklaşıyor resim.
Ve uzaklaştıkça, bakışımın haritasını çıkarıyor: maddiliğini bir yasaklamanın –zorunlu heteroseksüelliğin- maddileşmesine, bütünlüğünü parçalanmasına, cinsiyetini cinselliğinin düzenlemelere tabi kılınmasına dayandıran bakışımı açığa vuruyor. Üzerindeki resmi silip, bakışımın şiddetini durdurabileceğimi, onu daha koşulsuz bir geçmişe doğru özgürleştirebileceğimi düşünürsem yanılırım. Çünkü görülmekle kalmadı, belli kategoriler üzerinden görüldü, ancak böylelikle bir “beden” statüsüne yerleştirildi. Çünkü bakışımın şiddeti karşısındaki direncinin şiddetini hem bana hem de kendisine yönelterek failliğinin koşullarını oluşturdu.
Bir oto-portrenin karşısında duruyorum şimdi. Bakışımla zorla(n)masaydım belki de hiç çizilmeyecek olan bir resmin.