
Neredeyse tüm kültürlerde yer alan “kılsız kadın” mitine karşı çıkan bu kadar az örnek olması onun, patriyarkal güzellik anlayışının tarihsel bileşenlerinden biri olmanın da ötesinde, temelde birbirinden tamamen farklı ve birbirine karşıt iki bedenin –kadın ve erkek bedeninin- kurulmasına hizmet ettiğini gösteriyor. Her iki cinsiyet için bedenin görece kılsız olduğu tek dönemin ergenlik öncesine tekabül ettiği düşünüldüğünde, kılın ve kılsızlığın, bedenlerin “kadınlaştırılması” ve “erkekleştirilmesi”nde önemli bir rol oynadığı kolaylıkla söylenebilir.
Erkeklerde ergenlikte bedenin tüylenmesi agresif bir erkekliğin, “güçlü,” “sağlıklı” bir cinselliğin göstergesi olarak kutlanırken, kadınlaştırılan beden için aynı dönem travmatik bir devrenin başlangıcına işaret ediyor.1 Kadınlar ancak bedenleri ile öz-nefrete dayalı bir ilişki geliştirdikten sonra “yeterince kadın” bir görünüme kavuşuyorlar. “Tıraş olan baba figürü” açık olarak sergilenen ve erkek çocuk için özendirici bir model olarak yerleşmişken, kadınların epilasyon pratiklerinin saklanması gereken bir uygulama olarak kabul edilmesi, gizli saklı yürütülmesi de normu güçlendiriyor: Kadın bedeni “doğal olarak” “kılsız”dır, elbette bu “doğallık” yaratılırken başvurulan “doğal olmayan” araçlar saklandığı sürece.
Oysa rakamlar, kadın bedeni ile erkek bedeni arasında kıl bakımından tıbbi olarak çok anlamlı bir sınırın olmadığını, genel olarak kadın bedeninin erkek bedeninden daha tüysüz olduğunu değil, sadece kimi kadınların kimi erkeklerden daha tüysüz olduğunu söyleyebileceğimizi gösteriyor.2 O halde, kadın bedenini saçlar haricinde “tüysüzlüğe” mahkum eden bu norm, kadınlığı çocuksu, “yetişkinlik öncesi” bir statüye eşitleyecek görsel parametreleri temin etmekten başka bir amaca hizmet etmiyor denebilir. Aynı zamanda, kadın bedeninin abject bir beden olarak kurulması ile ilişkili bir yanı da var tüysüz/kılsız kadın mitinin. Merran Toerien ve Sue Wilkinson’ın yaptığı anketlerde, düzenli epilasyon yapan kadınlar kıllarını daha “çocuksu” görünmek için değil, “temiz” olmak için aldıklarını söylerken, kadın bedenini “kirli, kontrolsüz, abject” bir beden olarak kuran tüm patriyarkal söylemi3 bir kez daha onaylamış oluyorlar. Lezbiyen çiftler bile, “feminen bir beden yaratma” ya da “temizlik” nedeniyle olmasa bile, toplumsal normu bozmanın karşılığında kendilerini bekleyen aşağılanma, iş/statü kaybı gibi sorunlarla karşılaşmamak için epilasyon yapmak zorunda kaldıklarını dile getiriyorlar.Tabu her ne kadar güçlü olsa da, elbette yapılabilecek ve yapılan şeyler var. Bu noktada kadın bedeninin “doğal olarak kılsız olduğu” mitini yıkan pratikler oldukça anlamlı. Ama, bunu yaparken yeni bir dışlayıcı “doğal beden” miti yaratmaktan kaçınılmalı. Yazının başlangıcında edebi kurgulardan bahsetmiştim. Bir diğer kurgu, Samuel Delany’nin Triton’u: kıllı kadınların, büyük göğüslü erkeklerin, trans bedenlerin herhangi bir “doğallık” iddiasına meyletmeyen akışkan bir estetikle hayata katıldıkları, normatif kurguların değiştirilemez gerçekler olmayıp performatif olarak kurulduğunu açığa vurdukları bu tür heterotopyaları çoğaltmak bedenlerimizi özgürleştirebilir.
Dipnotlar:
1 İlk ağızdan paylaşımlar için bkz www.kadınlarkulubu.com’da epilasyon üzerine yapılan yazışmalar. Yaşanan travmanın yaygınlığını göstermesi bakımından, bkz. http://evisiblewoman.wordpress.com/tag/feminism/
2 Bkz, Merran Toerien and Sue Wilkinson, Gender and body hair: constructing the feminine woman, Social Sciences Department, Loughborough University, Loughborough, UK.
1 İlk ağızdan paylaşımlar için bkz www.kadınlarkulubu.com’da epilasyon üzerine yapılan yazışmalar. Yaşanan travmanın yaygınlığını göstermesi bakımından, bkz. http://evisiblewoman.wordpress.com/tag/feminism/
2 Bkz, Merran Toerien and Sue Wilkinson, Gender and body hair: constructing the feminine woman, Social Sciences Department, Loughborough University, Loughborough, UK.
3 Tarihsel arka plan için bkz, Yaşar Çabuklu, “Uygarlaşma Sürecinde Saç ve Kıl,” Toplumsal Kurgular ve Cinsiyetçilik’in içinde