12 Mayıs 2009 Salı



sarı köpeğe blues


karşı apartmanın girişinde şarkı söyleyerek dans ediyorlar. dört çocuk. girişteki basamakları, kapıya kadar uzanan dar, gölgeli boşluğu sahneye dönüştürmüşler. yanlış yerde kalkan bir kol, gereksiz açılan bir el, atılan bir adımla dans etmeyi bir yana bırakıp, kavga etmeye başlıyorlar aralarında. ince yüzlü olanı kızıyor en çok. "çalışmamışsın" diyor, "yapamıyorsun." en koyu, en kırmızı öfke onunki: grubu o kurmuş.

ya da bir köpek şaşkın, geçecek olduğunda...kimençokkorkuyor yarışına başlıyorlar hemen, avaz avaza, plastik. bu da bir oyun. bakışım yoruluyor öğrenilmiş korkunun köpekte yarattığı korkunun sahiciliğini izlerken.

bessie smith'in kardeşiyle birlikte sokaklarda şarkı söylediği yaştalar olsa olsa. bessie'nin sarı köpeğe blues yaptığı yaşa hiç gelmeyecekler muhtemelen. sarı köpeğe, korodaki kıza, bela dolu geceye, hapishaneye, genç kadına şarkı söylemeyecekler.
pencereyi kapatıp müziğin sesini açıyorum.

I ain't no high yella, I'm a deep killer brown.
I ain't gonna marry, ain't gonna settle down.
I'm gonna drink good moonshine and rub these browns down.
See that long lonesome road, Lawd you know it's gonna end,
and I'm a good woman and I can get plenty men.
resim: caroline magerl, yellow dog crying